Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur
[…]
Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce, anlamını bilmediğim laflar ederim: “Kadınlarla baş etmek zordur ahbap. Eninde sonunda, onların aptallığı senin aşkını aşar.”
“Ha?”
“Aşık mısın?”
“Eee, evet?”
“Aşk nedir?”
“Nedir?”
“Bir erkeğin, tek kadınla yetinmek için, canını dişine takması, tepinmesidir.”
“O kızı geri istiyorum.” Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
“Erkek erkeğe konuşalım. Düşün, dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile, kaba bir hesapla, gezegenimizde 3,5 milyon, tapılacak güzellikte kız var. 3,5 mil-yon… Ve onların hiçbiri umurunda değil, öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?”
Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki, ağlamaklı bir tonda “Dört yıldır çıkıyorduk” dedi.
“Bildiğim bir şey varsa, ilişkinin uzun sürmesi, kalitesini yükseltmez.”
“Ne yapacağım peki?”
“180 derece dön.”
Döndü ve sordu: “Evet?” Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası.
“Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun, oflayıp pufluyor?”
“Şu, cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?”
“Hıı-hı. Adamın kızla ilgisi yok” dedim, kendimden emin bir şekilde, “yanına git ve ‘Geciktiğim için bağışla lütfen, bir daha olmayacak’ de.”
“Sonra? Ya ‘Sen de kimsin?’ derse?”
“O zaman, ‘Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım’ deyip gülümsersin.”
Talimatlarımı harfiyen uyguladı. Yanımıza geldi, repliğini söyledi. Edeplice sırıttı. Kızdan cevap bekledi. O anda, derisi, ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. “Firdevs? Kim bu arkadaş?”
“Tanımıyorum.”
Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan, boz ayı, bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti.
Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999!
* * *
blog comments powered by Disqus