TEKEL işçileri ve Iskalamak

İnsanoğlunun defaatle tekrar ettiği kusuru; ‘ıskalamak’. Âdeta doğum lekesi gibi üstümüzden atamadığımız, kadim defomuz.

Mehmet Hayri değinmiş. Bilinçaltının, kekremsi Demirören imgesi seçmesi elbette boşuna değil. Abese (yüz ekşitme) ve kaş çatmasıyla meşhur, et kafalı Demirören heyulaları hep aramızda dolaşıyor.

Kim mi onlar?

TEKEL işçileri meselesini bile bir ekonomi-politik olguya indirgeyen, ezberledikleri “devlet baba devri kapandı” temalı, basmakalıp mülahazalarıyla temayüz etmeye çalışan, hayatında sesi başkalarının sesleriyle mütecanis olmamış, mütegallibe sancaktarları…

4/C’yi, geçici işçiliği bahis konusu bile yapmadan önce, ıskalamamamız gereken şu: “Bu insanlar, gık dememenin, kayıtsızlığın cirit attığı bu topraklarda yekpare can olmuş, kendini müstağni görenlerin sırtlarını dönmelerine rağmen günlerce donarak direnmeye devam etmiş; en sonunda mücadelelerini vicdanlarda görünür hale getirip, kazanmışlardır.” Gandhi’nin “önce seni görmezden gelirler, sonra sana gülerler, sonra seninle savaşırlar ve sonra sen kazanırsın” diye özetlediği bütün merhalelerden handiyse birkaç ayda geçtiler.

Tabii bunun yanında, pıtrak gibi biten danışmanlarımız var. Ankara soğuk, yine de orada varlar; ama aslında her yerdeler. Görevleri, böyle mücadelelere burun kıvırmak, hükûmetin kanaat önderiymiş de ona akıl soruluyormuş edaları ve muktedir nobranlığıyla “kâr etmeyen, değer katmayan kurum, âtıl işçi” gevelemesinden öteye gitmeyen, 33. dereceden bir ahmaklık sergilemek.

Ece Temelkuran’ın “Biz, yazarlar olarak artist olduk! Öyle… Bize burada ahkam kestiriyorlar. Her şeyi bilmek zorundayız ve her konuyla ilgili hemen kanaatlerimiz olmalı gibi…” diyerek ifade ettiği türden metazori bir sersemlik yatıyor bunun altında.

Oysa, sen de insansın. Şanın, devrinde ne zulüm varsa onun karşısında olmaktan, baş kaldırmaktan geçiyor. Vicdanını diri tutmazsan, kot, maden, tersane işçileri için ayağa kalkıp, jilet kırmızı yüzünle müsebbiplere bağırmazsan, ziyandasın.

İşin en acıklı ve bir o kadar da fevkalade olağan tarafı da, şu an dini hassasiyetlerini ön planda tutan bir iktidar döneminde bütün bu tahakkümlerin yaşanması ve buna karşın tüm bu meselelerin birincil öncelik teşkil etmemesi. Oysa asgari ücretli ırgatların, iş bulamayanların, dahası çalıştığı halde ‘yetmeyen’lerin, aç ve açıkta kalanların efendilere kılıç çekmeleri yaklaşıyor. Bu, aslında büyük de bir değişim getirecek. Çünkü, o zaman biz, ne “değer”i, ne “devlet iş verir mi”yi ne “yan gelip yatma”yı konuşuyor olacağız, o zaman sadece, “bahçe sahiplerinden”, dünün Harunu bugünün Karunlarından ve açlıktan, sadece açlıktan konuşacağız. Her vicdan Ebu Zerrleşene dek.

Açlık sosyal bir meseledir, din meselesi değildir diyen, nefesleri zorlanarak dünyalık biriktirmeye koşan azgın atların görmesi muhal olan bir değişim bu elbette. “Diri diri toprağa gömülen kız çocukları hangi suçundan dolayı öldürüldü?” diye mesajına başlayan bir hareketin arkasında olduğunu söyleyenler, “Tuzla’daki işçiler hangi suçundan dolayı öldürüldü?” sorusunu ve daha nicelerini haykırıyor mu ki aynı sebatla?