Onüçüncü Cuma
Bugün babamla Cuma’ya gittik. Babam, torunu gelince taze evlat kokusu aldı, biz bayatlamışık. Cennet kokusu da denir. Geldiğimden beri “oğlum tere de yesene”, “baba o baharlı, sevmiyorum pek”, “sen ne anlarsın, vücudunun hepsine ihtiyacı var”, “gel bahçeden erik toplayalım”, “al erik ye, o önündekileri niye yemedin”, “küçük kafalı oğlum”, “senin oğlun da sana yapar” şeklinde diyaloglarımız oluyor. Demek ki, ebeveynlerin afyonu pek bayatlamıyor.
Neyse, cumaya gittik. İnsanın gözü açtır, insanın gözünü bir avuç toprak doyurur, pinti olmayın cemâat. Gaziemir’de değişik mimârîsiyle bir câmi yapılıyor, içinde danışma merkezleri olacak, konferans salonları olacak, engelliler için sosyal tesis olacak, yardımlarınızı esirgemeyin. Sonra işte, elâ inne ahsene’l-kelâm ve ebleğa’n-nizam. Efendim ondan sonra, kemâ kale’l-lahü tebareke ve te‘alâ fi’l-kelâm ve izâ kurie’l-kur’ânü festemi‘ulehü ve ensıtü le‘alleyküm türhamün. Safları sık ve düzgün tutalım, tuttuk. Ben “zuhru âhir” falan kılmam, uydurmaca bulurum, zorlaştırır, nefret ettirir derim, babam kılar. Adaşım Mehmet Şevket Eygi, biz ‘protestan’lara “reformcu, dinde değişik ve yenilik taraftarı, Afganîci, Necdî, mezhepsiz, telfik-i mezahibçi, tek kelimeyle bozuk ve yoldan çıkmış, dall ve mudil” der. Desin. Dinde reform olmaz; ama dini anlamada reform olabilir; belki benim çocuğum görür.
Ben kılmıyorum ya, gittim o sırada “boş geçmeyelim, az çok demeyelim amca”nın elindeki, bu ‘değişik’ câminin kataloğuna bakayım dedim. Pek mîmârîden anlamam, lâkin modern bir deneme olmuş, Koca Sinân Ağa’nın görse tüküreceği çirkinliktekilere alışmışız ya, fenâ da durmuyor, hakikaten değişik. Boş geçmedik, eve döndük.
Eve gelince googleladım ismi. Gaziemir Yeni Cami ve Sosyal Kültürel Hizmet Tesisi. 6 milyon TL, 2500 kişilik, 2 yılda biter. Altı, 2000 metrekare kapalı otopark olmasa şaşardık filan. Baktım, yakın zamanda Ali Bardakoğlu, Vecdi Gönül, Aziz Kocaoğlu “farklı inançlara saygı” temalı temel atma töreni yapmışlar. İyi. Güzel.
Ya dedim, şunun mîmârı kim bir bakayım, Yavuz Selim Barbaros. Googleladım. Yavuz Selim, 28 yaşındaymış. Gitmiş bir gün, çizdiği bir projenin parasını istemiş müteahhitten, müteahhit de onu vurmuş öldürmüş. Böyle bir şey. Bebeği de varmış Yavuz Selim’in. Yamanlar Fen, ODTÜ mezunu. Yavuz. Selim.
Sonra işte, bu cuma da bir hamiş: Hey dostum, sen neden üçüncü sayfa olmayasın ki, ortalıkta bu kadar hamişine nanay. Piğpiğ kayıyorlar. Bildiğin. Kimin hangi şartlar ve ne zaman. Meçhûl. Tehlikenin farkındayız atam. Âmin.