Kadınları sevmiyorum ama bir annem var
Küçüklüğümden beri kendi başımın çaresine bakmak konusunda şaşılası bir çalışkanlık ve azim içerisindeyim. Şaşırtıcı buluyorum; zira başka hususlarda son derece tembel ve vurdumduymaz olabiliyorum. Kuşkusuz kahrolası modern hayatın bu gelişimi doğrudan etkilediğini söylemeliyim. Evde bir başına kalmak, büyüdüğün şehir dışında zaman geçirmek, sonrasında arkadaş evleri, sonra yurt dışı.
Sanırım, artık kadınların yapamadığı her şeyi yapabiliyorum. İşin ilginci, bilmediğim, daha önce yapmadığım herhangi bir işe girişmekten de korkmuyorum. Aslında işte bu bilgi, kadınların yüzyıllardır birbirlerine aktardıkları kadim bir anahtar imiş bunu anladım. Çünkü ‘soğanın pembeleşmesi’, ‘topak topak olmaması’, ‘göz kararı’ hayatın tam içinden gelen, pratikliği ve deneyimlenebilirliğiyle en benim diyen ideadan daha keskin öğretiler.
Önceleri yemek ya da ev işi yapmak, pozitivist bir araştırmacı olan ben için bir deney gibiydi. İnsanların söylemesinden iyi bir gözlemci olduğumu tahmin ediyorum. Sırf annemi izler ve yalnızken onu taklit ederdim. Fakat bu deneme seansları ilk başlarda oldukça sancılı geçiyordu, kendi kendimle bir kavga gibi. En basit şeyleri ölçüp biçiyor, bardakları beher, malzemeleri kimyasal karışım gibi kullanıyordum. Yaptığım şeyden çok zevk aldığım söylenemezdi. Üstelik harcadığım onca saat sonrası ‘beceremedim’ tedirginliği canımı sıkıyordu.
Ne var ki, tekrar edilen ve eyleme geçen bilgi, insanın ‘yok olanı var gösteren’ vehmine ilaç gibi geliyormuş. Sanırım ikinci en önemli anahtar da bu. Belli bir zaman sonra, hayatın birçok alanında gösterdiğiniz huylarınızı ve alışkanlıklarınızı meleke kesbettiğiniz başka bir alanda bir kenara bırakabiliyorsunuz. İnsan, kendisiyle mücadelesi kadar bir şeyler öğrenebiliyor herhalde. Mizacın etkisini yadsımak da koşulların etkisini görmezden gelmek kadar yanlış olur. Anneannemin vefatından sonra, insanlarda ömrübillah hoş bir tat bırakmamış seksenlik dedemin adeta yılların değme gurmelerine taş çıkartacak taze fasulyeler pişirebildiğini ben biliyorum. O yaşta ona hiçbir koşul bunu yaptıramazdı. Bu tecellinizin her daim değişebileceğinin halis bir kanıtı, kalemin sizin nasıl yazdığınızla telvinde olduğunu gördüğünüz bir ‘şimdilik’. Etti mi sana üç.
Pekiyi, içinde yaşadığı modern zamana çatacağım derken çağını ıskalayan muhafazakar kardeşim, sen bir kez olsun, bu modern zamanlarda kadın oldun mu da kadınlar hakkında ahkam kesiyorsun? Sen zaten hep kendi zamanına göre yaşadın. Geri döndürülmesi na mümkün modern zamana direndin, modern eğitim süzgecinden geçsen bile aynı kaldın, eh büyük ihtimal erken yaşlarda da evlendi(rildi)n. Sen kadınların bilgisine erişebildin mi? Kızını Anadolu Lisesi yerine ‘Vakfın’ eğitim kurumuna verince iş yaptığını sandın. Kızın keman çalmak isteyip sana söyleyemediği zaman, küçük midesinin yanışını hiç bilmedin. Kızının erkek arkadaşı olduğunu bilip işler ciddileşene kadar bilmiyormuş gibi yapmayacak mısın, kızın sana zaten bir şey anlatmayacak, bilmemen gerekenleri de hiçbir zaman bilmeyeceksin. Arkandan sürekli “Ne yapalım babam, öyle görmüş, yetişmiş” diyen o alicenap kızla oturup sohbet ettin, gönlünü kırmamayı denedin mi bir kez? Ya da “Bugün ne pişirsem?”i hiç sordun mu kendine? O soruyu senin hayatla kavgalarından daha mı kolay buldun? Ya da “beğenmedim, neden böyle yaptın?” sorusunun büyüklüğünü, dağları deprendirdiğini bildin mi? “Bir kere de sen yap biz yiyelim”e kulak verdin mi hiç? Hakikaten bir kere yaptın mı? Tezgahtaki bulaşıklar eline mi yapıştı? İçten içe küçümsediğin kadındaki hayat bilgisini okudun mu? Kadınların üstündeki tahakkümün anlayışı kıtınkiyle aynı mesabede, kadınların osu busu iyi de arkadaş, bir kere de kendi hödüklüklerinden bahsetsen olmaz mı?
İnsan bilgisinin handiyse üssel arttığı bu çağda, kadınların kadim bilgilerine de ulaşmak kolaylaştı. Senin İngiliz’in süslü, bigudili adamının nasıl bugünkü adama dönüştüğü hakkında bir yorumun var ama en basit, pratik bilgilerden acizsin. Ya hu hiç olmadı “Çocuklarınızı yaşadığınız devre göre değil yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz” diyen Ali’yi de mi işitmedin? Bu arada Youtube’da Japonlar en kısa sürede nasıl kıyafet katlanacağını gösteriyorlar. Oradan başlayabilirsin.