Gri

“Kesin kez bir sorun çıkacak, konunun öznesi bensem, bu olmazsa olmazdır” düşüncesinin yarattığı tedirginlikle girdim içeri. Evraklar, dosyalar, fotoğraflar, kredi kartı, cebi şişiren para… Bunlar gerginlik yaratıyor bende. Neyi nereye koyduğumu karıştırıyorum. Manzara-i umumiye:

boş bakışlı soğuk bir bey

önündeki kağıdı inceliyor

—gri saçlı

—gri elbiseli

—gri tenli bir hanımın tanzim ettiği


yazık sana küçük adam

yargılıyorlar seni

—yaşamın,

—geleceğin,

—tezkeren haline gelen

bir kağıt parçasının ucunda


bürokrasi, hiyerarşi, kırtasiye,

ölçüveriyor, kimliğini bilmeye gerek duymaksızın

konudışı bir kaç cümlede, değerini;

bense lanetliyorum

numaralandırılmış bir dosyadan öte görmeyenleri seni.

*pascale gisselbrecht, bureaucratie (çeviri: reha yünlüel)*

- Bu fotoğraf küçük, daha biz kırpıcaz zaten bunu.

- Hazır kırpılmışı var işte.

- ?!

- Konsolosluk başvurusu için öyle istiyor. Ondan öyle yaptırdım.

- O öyle isteyebilir. Biz 4.5’a 6 cm. istiyoruz.

- Peki ben herkes için ayrı fotoğraf mı bastıracağım?

- Arkadaşım ben bilmem ben sana bizim yönergelerimizi söylüyorum. Başvurun kabul edilmedi mi gene bana geleceksin.

- Peki ben gideyim de büyüğünü getireyim.

Ertesi gün tekrar içerideyim. Fuzûlî’nin çöküşü işaret ettiği deyişi geliyor aklıma: “Selâm verdüm, rüşvet değildür deyu almadılar”. Artık benim kulağıma da isim çalınmış. Saadet’nımı görürsem işim yürüyecek.

dedim: Saadet’nım yok mu?

dediler: Yok şu an, ne vardı?

dedim: Ne zaman gelir?

dediler: Doktora gitti belki hiç gelmez.

dedim: Peki ben bekleyeyim.

Numaralarla derecelendirilmiş memuriyet kademesinde basamak almış liyakatı meşkûk hanımefendiye geliyor bir başka hanımefendi ve iki kızı. Hallettiğini gösteriyor memureye kızların annesi, memure önümdeki bankodaki gri saçlı adama bağırıyor: “Mustafa! şu güzel kızlarımızın da işini hallediver. Evrakın üstüne not düşersin.”

Gidip geliyor annesi ve annesinin kızları. Tam sıra gelmişken bana, yakinliğin cevval aymazlığında gri saçlı beye uzatıyor elindekileri. Beni görüyor utanıyor; ama ‘buyrun’ diyorum sadece ‘buyrun’.

Saadet’nım iyi ki mevcut değildi ve iyi ki tek kıymetim kıymeti kendinden menkul birinin kart hamilliğini yapıp ona yakin olmak değil. Adem ademe yakin oluyorsa, yok yoka yakin oluyor demektir ve her zaman hiç yoktan iyidir!