Fekku Ragabe
Dünyanızda referandum konuşuluyorken, dünyamızda agencelar şu üç haberi geçiyordu:
Harç için çalışan üniversite öğrencisi inşaattan düşerek öldü
16 Saat Çalıştı, Yorgunluktan Uyuyakaldığı “Referanduma Evet” Afişi Altında Ezildi
Galatasaray’ın stat inşaatında göçük: 2 ölü
Yani; televizyonlar aynı kafalarla dolmuş, tükürük yağmurları başlamış, Cemil Çiçek hayat boyu bakanlık mesleği yanısıra “çükten sorumlu” olduğunu da bizlere hatırlatmış, kahrolasıcalar rahibeleri aşağılamış, İslamcı korsanlar 12 Eylül mağdurlarını yağmalamaya başlamışken…
Ağrı’dan İstanbul’a gelen Ömer, üniversite harcı için para biriktirsin diye 30 TL yevmiyeye Rotary Lisesi’nin inşaatında çalışıyor, Halis yeryüzünün lanetlisi olduğu için gece ona dinlensin diye bir örtü olamıyor, sarıldığı afişin altında uyurken bir başka lanetli onu eziyor, içinde lümpenler en kısa zamanda tepişsin diye bayram günü statta çalışan Gökhan ve Raşit diri diri toprağa gömülüyordu.
Yaşam tarzına gerçekten müdahale edileceğini sanan, söz gelimi bundan böyle İzmir Kordon’da oturup içki içemeyeceğini zanneden, “son kale” düştü diyen, bu ülkenin aydınlık, batıya dönük yüzü olduğu saplantısından kurtulamamış, babasının malıymış gibi de ülkeyi sahiplenen, bu sebeple yurdunda düzenlediği organizasyonda işgalci başbakanı, cumhurbaşkanını yuhalayan, kemalist edimli, laik ibadetli ahmaklarına BİR.
Daha işçi güvenliği ve iş güvenliği yasası çıkarmaktan aciz, bu anayasa ilk kez değiştiriliyor gibi gösteren, 12 Eylülle yüzleşildiğini, hesaplaşıldığını, irini akıtıldığını bize yutturmaya çalışan, 12 Eylül’ün medresesi YÖK’le tek sorunu başına kendi kabilesinden birini koymak olan, adaletten ziyade yalnız ve katî kendi istikbâlini düşünen, sırf bunu ölçüp biçen, kahrolasıca nasıl da ölçüp biçen, boyu devrilesice boyuna hesap yapıp duran, muhafazakârlığından da demokratlığından da neoliberal ahlâkı dışında hiçbir şey çıkmayacak olan müstekbirlerine de İKİ canım ülkem.
Yalnız ve güzel değil, çocuksu, çocuksu olduğu için de névrotique bir ülke burası. Şu referandum sürecindeki içerikle zerre alakası olmayan tartışma sürecine bakın. Birisi bu süreci “icraatın içinden” gibi kullanıyor, yol yaptık, hastane yaptık diyor, birisi “vallahi ben öne çıkmadım, arkadan ittirdiler” diyen insan kadar boş konuşuyor. İçerik nerede? Yok. Korku ve paranoyalar her şeyi yönlendiriyor.
Bu iktidar için “bize köstek oluyorlar” bahanesi ortadan kalkalı çok oldu. Artık televizyonları var, gazeteleri var, yağcısı var, ihalecisi var, malı var, evladı var, zengini var, alabildiğine geniş imkânları var. Bundan sonra hangi adımları atacağını da göreceğiz.
Suni ayrışmadan uzaklaşırsanız; ezeli ve ebedi çelişkinin oracıkta mukim olduğunu göreceksiniz: ezenler ve ezilenler. Yol kesenler ve yolda kalmışlar. İyilikleri yayanlar ve en küçük yardımı bile esirgeyenler.
İçine girdiğimiz yeni dönemde, siyasal yelpazenin bu çelişkiler çerçevesinde şekilleneceğini düşünüyorum. Bir isim olarak müslümanla bir sıfat olarak müslüman neymiş onu da göreceğiz. Söz gelimi, overlokçu başörtülü, Louis Vitton çantalı başörtülüyle ayrışacak. Müessesesinde mescit açan ama altındaki marabalara asgari ücret dağıtan patronun jipine bakan işçi, “ben bu herif mal yığsın diye ölüyorum galiba” diyecek. Patron gözlere soka soka namaz kıldıkça, dile gelecek direkler: “vay senin haline!”. Dinin direğiymiş ya namaz, o sebeple. Ne kadar çok hadis uydurmuşsunuz siz kuzum?
Programda, izleyici Dücane Cündioğlu’na soruyor: “Anlattıklarınızdan, kapitalizmi şeytanla özdeşleştirdiğinizi çıkardım. Kapitalizm bir şeytandır diyebilir miyiz?” Cündioğlu yapıştırıyor: “Ta kendisidir!”. Soruyoruz o halde, anayasayı regüle edersiniz, işçi güvenliği yasası da çıkarırsınız elbette, peki şeytanı da ehlileştirebilir misiniz? Şeytanı da regüle edebilir misiniz? Asla! Şeytanla asla pazarlık yapamazsınız, onu asla müslüman edemezsiniz. Şeytanları istese Allah müslüman ederdi zaten. Ha bir de, o kadar çok hadis uydurmuşsunuz ki hangi birini düzeltelim bunların?
Kur’an’da peygamber dışında sadece iki çağdaşının ismi anılıyor. Biri Ebu Leheb, diğeri de Zeyd. Biri bol kazançlı ve muktedir, diğeri de eski bir köle. Ne Ebu Leheblik biter ne de Zeydlik demektir bu, kanımca.
Seni bilmem güzel kardeşim de ben haykırıyorum o sebeple, tüm benliğimle, en azından dilimle, konuşacak başka mecram olmadığı için tam da buradan:
“Kahrolsun Ebu Leheblerin iktidarı, kahrolsun bu insanları öldüren kara düzen, kahrolsun kapitalizm!”
Bilir misin nedir zor olan? Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak… (90 / 12 - 13)