Eğlence Anlayışı

Oysa kendimi önemli hissedecektim.

Jonathan’la telefonda konuşuyoruz, konuşmanın ortasında bir kadın “This call is now being recorded.” diyor. Anlaşılan, ikimiz de duyuyoruz. Şu haberi gördüğüm için; ben şaşırmıyorum ama Jonathan tırstığı gibi beni davet edeceğine pişman oluyor sanırım.

Telefonu kapatınca, meraklanmadan ve önemli hissetmeye başlamadan önce bir sitem gönderdim ulus devlete. “En azından federal kanunlar var; herhalde kaydettiklerini söylemek durumunda kalıyorlar” dedim.

Neyse sonra buluştuk, arkadaş ortamında duyan şaşırıyor, hiç böyle bir şey duymadım diyor herkes. Her konuşmanın, “Türkiye’den geldiği için demek ki” şeklinde bitmesi çok komik. Öyle bir kabullenmişlik. Naomi Klein’a selam ederek, Patriot Act’ler, Homeland Security’ler nasıl vücut buluyor anlayarak.

Herkes dağılıp, konuyu biraz araştırınca ortaya çıktı ki; Jonathan’ın beni aradığı Google Voice’in böyle bir özelliği varmış. Konuşmaları kaydedebiliyormuş. Yanlışlıkla bu servisi çalıştırmış.

Kim olduğumu, neden ülkelerine girmek istediğimi, girdikten sonra çıkıp çıkmayacağımı o kadar fazla makâma kanıtlamaya çalıştım ki; artık işin dalgasını güzel güzel geçmek ve eğlenmek kısmındayım. Malum, oyun ve eğlence dünyası. DS-160 formunu doldurduğunuzda —ya da hangi tekfura ne ispat etmeye çalışıyorsanız, sizden bekledikleri bu paranoïa karşısında gerilmeniz çünkü. Çok gerilmeniz. Siz ise gevşeyin. “Bana sorun çıkarmayın; çözüyorum” deyin.

O yüzden, gene eğlence için, Cadılar Bayramı’nda kimsenin anlamayacağı şekilde Bay Cingılbört oldum, kendime uzun uzun Türkçe ve Umut Sarıkaya güldüm. Dalgamı geçtim. Babaanne ağzıyla “beni mi mezeleysen?” sorusuna “evet, tam da seninle eğleniyorum, Bay Mehmet Cingılbört” dedim. Kostümün yoruma elverişli yönü de olmadı değil, gece boyu Jack Sparrow’dan, “ayakkabılar olmasa hobbit olmuş”a, “hayır, hayır Titanic’teki Jack”e uzun bir pot-pourride seyrettim.

Burada kafalar çok acayip. Her partide, “next big thing” bulunuyor, kurucu ortaklar belirleniyor. Kötü haber, mala davara faydası olan şeylerden bahsedilmiyor. Hâlâ, sosyal ağlar aracılığıyla, sizi böyle akan ‘newsfeed’lere, ‘activity stream’lere melül melül baktırmayı amaçlayan, sizi nezih ortamlarda itiştirip tepiştirecek, sizi başkalarına da ‘bakmak’ durumunda bırakacak, muhtemelen de arada bir alık alık bakmak yerine; herkes bağırdığı için sizi kimse dinlemediği halde sizi de bağırtacak, sizi sosyal ağın dışarısı kadar gerçek olduğuna inandırmak isteyecek, Alan Moore’un deyimiyle sizi daha manipulable yapacak; tüm bunlar cereyan ederken —aptal aptal bakıyor olduğunuzu söylemiş miydim, sizi ’iyi’ hissettirecek cin fikirli, vaiz girişimciler var. “Ben mastermind olayım, sen teknik başgan ol, vatandaşlığı kap, ne dersin?” diyen adamlar bunlar.

Şirketin kendi içinde bir vikisi var. Yeni gelen herkesten yarı profesyonel, yarı kişisel bir biyografi yazmasını bekliyorlar. Gelir gelmez, sosyal-politik konularda kaymak Amerikalıların çekingenliğini, Jon Stewart izleyip, Demokratlara oy atınca, Başgan da bazı şeyleri biraz daha regüle edince kafa konforlarını sağladıklarını görüyorsunuz. Buna dokanayım istedim, yazdığım biyografinin kişisel kısmını solcu bir tiradela bezedim.

Viki’de “Prop 19’a oy verin” başlığı açamayacak kadar ödlek olduğunu söyleyip, sen tam yapacak adamsın diyeninden, beni Orhan Pamuk’un Kar romanındaki karakterden hareketle Blue diye çağıracağını söyleyeninden, politika falan tamam da Salep var mı Salep, nereden buluruz diyenine çok değişik tepkiler aldım.

Yine, çok da eğlendim.