Child
GÜNCELLEME: kaburga kemiği İsrailiyat, evet.
“Koca kadın oldun artık” dedi Ece kendi kendine. Kadınların kendilerine telkinde bulunurken farkında olmadan benliklerini huzursuzluk boşluğuna ittiği kayaların başındaydı. Aşağı baksa tüm tanıdığı kadınlar oradaydı.
“Biz kadınlar güçlüyüz.” dedi sonra, bir şekilde yola devam edecekti, hep yapageldiği gibi, tanıdığı tüm kadınların yapmış olduğu gibi. Kendine yeni bir dünya kuracak, küçük kızın ufak tefek isteklerini, latif ve basit bir varlık olduğunu unutacak, sonra o dünyanın içindekilerinin kıyıcılığını izleyecekti.
O bir kaburga kemiğiydi, kaburga kemiğindendi, doğrultmaya kalkıp; gene kırmışlardı.
Kırılmış kolun, kaynadıktan sonra aynı kol olmadığını biliyordu. Küçükken gözü mikrop kapmıştı, ondan sonra aynı bakmadığını düşündü. “Peki yaralar?”diye sordu, “yaralarımızdan sonra da aynı kalamayız.” Bunu işiten toprağın kaburgaları çatırdadı.
Belki de anneannesini dinlemeli, onun istediği çocuğa varmalıydı. Kadınların sadece birbirine fısıldadığı kadim öğretileri vardı, yabana atılmazdı. Yaşlı kadın, kaç telve onu ikna etmeyi denemiş, kaç kaşık yaptığı kahveye surat ekşitmişti. Sonrası malum: “Boşveeer!” Sadece yaşlı kadınlar öylece dalıp, iç geçirebilirlerdi.
“Belki anne olunca” diye düşündü, “ayaklarım yere Hacer gibi basar, kim bilir.” Semî işitti. O, onu perişan etmezdi, biliyordu.
Kadınlardan çok korkuyordu, en çok da kendisinden. Tırnaklarını çıkarmayagörsünler, ölmüş kedisinden beter olurlardı. Narin ellerine baktı.
Bir kediye veda etmek üzerdi, peki küçük bir kıza?
Büyüdü.